Sanal Tasmalı Köpekler

Köpekleri eğitmek için yeni geliştirilen sanal tasma hakkında kısa hikaye. Bakalım azgın köpeklere karşı işe yarayabilecek mi?

Evvel zaman içinde, kalbur kazanda, bir varmış bir yokmuş, vaktiyle bu dünya hiç yokmuş… Vaktin birinde yaşayan fakir bir yaşlı kadın, bir de onun işe yaramaz bir oğlu varmış. Kadıncağız, günlerden bir gün yataklara düşmüş. Ölüm döşeğinde çağırmış oğlunu yanına. “Bak oğul! Nasıl da hastayım. Yıllarca senin için saçımı süpürge ettim. Git bana doktor bul hemen!” demiş. Çocuk gitmiş, bulmuş doktoru. Doktor hastalığın ciddiyetini anlatmış, yedi dağın ötesindeki yedi köpeğin koruduğu bağdan yedi salkım üzüm getirmesi gerekiyormuş.

Oğlan, hiç çalışmayıp anasını bu hale düşürdüğü için yana yakıla düşmüş yola. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe dümdüz gitmiş, derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi, günün birinde büyük bir ormana ulaşmış. İlerlerken ağaçların birindeki kapana takılan bülbüle rastlamış. Oğlan ağaca çıkıp kapanı alınca, bülbül yalvararak oğlana; “Beni salıver. Sana yedi köpek için sanal tasma veririm. Böylece köpeklere rahatlıkla emir verirsin.” demiş. Oğlan bülbülün yalvarmasına dayanamamış, onu salıvermiş. Bülbül oğlanı yuvasına götürmüş, tasmaları vermiş.

Oğlan teşekkür etmiş, tekrar düşmüş yollara. Vara vara yedi dağın ötesindeki bağa varmış. Hemen yanındaki değerli tasmaları köpeklere sunmuş. Köpekler tasmaların bülbülden geldiğini duyunca, seve seve kabul etmişler. Bunun üzerine köpekler altın bir kaseden gül sunmuşlar. Oğlan sevinç içindeymiş. Üstelik, bülbülü tekrar görmek umuduyla yanına bu gülü almış, tekrar düşmüş yollara. Tabi, tasmaları köpeklerden geri almayı unutmamış.

Dönüşte yine, o bülbülle karşılaşmış çocuk. Yanındaki gülü bülbüle uzatmış. Bülbül bir iki silkindikten sonra güzel mi güzel bir kız olmuş. Oracıkta aşık olan yiğit oğlan, kızı da alır doğruca evinin yolunu tutmuş. Hasta yatağındaki annesini aşık olduğu kızla tanıştırmış. Annesi de oğlunu bu kızın yola getirdiğini düşünmüş, sevinçle bir iki gün sonra sağlığına kavuşmuş. Oğlan için şenlikler ve düğünler başlamış.

Oğlan sahip olduğu sanal tasmaları padişaha sunmuş. Padişah onu sarayının bekçisi yapmış hemen, emrine en güzel köpeklerini vermiş. Böylelikle oğlan ve ailesi saraylarda ömürlerini geçirmişler. Hep mutlu olmuşlar.

[resim: orin]

Efe'nin Bol Vitaminli Havucları

Sevgili tavşanları hastalanan küçük Efe 'nin yaşadığı kısa bir hikaye. Aklı başına gelen çocuk, artık vitamini ve minerali bol havuç yetiştirecekti.

[foto: colorline]

Tavşanların ne zaman acıktıklarını bir tek kendisinin bildiğini sanıyordu, Efe. Onlarla birlikte hayli zaman geçirmişti, çünkü. Çok iyi tanırdı onları. Bir kere tavşanların gözlerine dikkat ederdi, bir de kulaklarına. Bu ikisinden gelen mesajları anlayabilirdi, sanki. İşte bakın, onları görünce yeniden anlamıştı. Karınları zil çalıyor olmalıydı. Cebinde taşıdığı taze havuçları çıkardı ve önlerine bıraktı hemen. Küçücük havuçların birer ziyafet olabileceğini görmek, bugünlük neşesini sağlayabilirdi. Ama tavşanlar ilgilenmediler, hatta şöyle bir bakmadılar bile. Sanki bu çok sevdikleri sebzeyi tanımıyorlardı, nasıl birşey olduğunu unutmuşlardı. İyi ama bu nasıl olabilirdi ki, sabahtan beri ağızlarına bir lokma bile koymamışlardı, midelerinin kazınması lazımdı.


Efe, annesine koştu, belki sebebini o biliyordu. Çabucak annesini buldu ve anlattı. Kırk yıldır tanıdığı bildiği arkadaşlarına ne olmuş olabilirdi? Annesi, gayet sakin bir şekilde, belki hasta olabileceklerini söyledi. Öyle ya, birçok hastalık onların da başındaydı. Mikroplar mesela, onları da rahatsız edebilirdi. Bütün bunlar bir bir anlaşılmıştı. Annesi, tavşan arkadaşlarını yarın veterinere götürecekti. Bugün olmazdı çünkü akşam olmuştu, güneş bile kendi evine gitmişti. Sabah erkenden gitmek daha kolay sayılırdı.


Efe'nin içi rahat etmemişti. Sevimli hayvanların yanından ayrılmıyordu. Onlara bildiği tüm komik numaraları yapmaya başlamıştı. Ama olmuyordu bir türlü, eskisi kadar karşılık vermiyorlardı, kulaklarıyla dans etmeyi bırakmışlardı. Efe'de yorulmuştu zaten, bunları boşverdi. Bunun yerine daha akılcı bir çözüm bulmalıydı. Mesela, onlara kendi şurubundan verebilirdi. Hemen küçük bir kaşık buldu ve biraz şuruptan döktü. Tavşanlara uzattı, ama onlar kabul etmediler, mızmızlandılar. Efe'nin başka bir çözüm bulması lazımdı. Bunun için epey düşündüğünü söyleyebiliriz. Evin içinde dolanıp duruyordu. Eğer böyle yaparsa daha akılcı bir çözüm bulacağını sanıyordu. Ama hayır hala birşey bulamamıştı. En iyisi uyumaktı.


Yatağına uzanmıştı ve uyumaya başlayacaktı. İçi rahat etmemişti ve hasta arkadaşlarını da yanına almıştı. Birlikte uyurlarsa, daha rahat edecekti. Sonunda, uyudu ve derken, sabah oldu. Hemen annesini uyandırdı. Kalkıp gittiler, hayvan hastanesine.

Veteriner Amca çok sevecen ve babacan bir adamdı. Hem Efe'ye, hem de onun arkadaşlarına çok iyi davrandı. Tavşanları muayene etti ve onlarda mineral eksiği olduğunu tespit etti. Efe 'ye de süper havuç yetiştirmesi gerektiğini anlattı. Böylece tavşanlar daha sağlıklı bir yaşama kavuşabilirdi. Efe veterinere söz verdi ve bundan böyle hayvan dostlarına çok iyi bakacaktı. Eskisi gibi birlikte gülüp oynayacaktı.


"Bilim adamları süper havuç üretti" başlıklı haberden esinlenilmiştir.

DNA - Yaşamın Bilim Hali

Yaşamımızla ilgili şifreler taşıyan DNA ile ilgili bir video gösteri.