Acemi Cadı Antarktika 'da


Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın birinde Acemi Cadı olarak ortalarda gezinen biri yaşarmış. İşi güçü iş yapmak değilmiş; yerli yersiz sihir yapar, çocukları etkisi altına alırmış. Çocuklar da bu gösterişlere hayran kalır, büyüyünce büyücü olmak isterlermiş.

Bir gün bu Acemi Cadı 'nın canı sıkılmış ve Antarktika’ya ufak bir sihirle varmış. Ve bakmış ki ne görsün, ortalarda etkileyebileceği hiçbir çocuk yokmuş. Oturmuş oracıkta kara kara düşünmeye başlamış. ‘Madem hiç çocuk ben de oturup beklerim.’ demiş.

Gel zaman git zaman, aradan epey yıllar geçmiş. Bir de ne görsün, koskaca buzullar erimeye başlamış. Buzulların altından daha önce hiç görmediği canlılar görmeye başlamış. Hayrete kapılan Acemi Cadı, ‘Bu benim sihirli numaralarımdan daha etkileyici’ demiş. Sonra bu hayvancıkları, sihirli değneği ile oracıkta çocuk yapmış. Ve onlara yeni numaralarını sergilemeye başlamış. Kandıracak yeni çocuklar bulduğu için sevinen Acemi Cadı, çok mutlu olmuş. Ünü her tarafa yayılmış, hatta dizi teklifleri bile almış.
(binbir gece bilim ajansı - istanbul)

Beyazkarınca ve AtomKarınca


Bir varmış, sonra bu bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanının derinliklerinde yaşayan ve hiç mi hiç kavga etmeyen karıncalar yaşarmış. Kendilerine ait köyler edinen bu karıncalardan birisi atom köyü, diğeri beyaz köymüş. Bu iki köyün yolu, elektriği, suyu, hatta internet bağlantısı bile yokmuş. Bizim Güneydoğu ‘nun bazı köylerini bile kıskandıracak haldeymiş. Gerçi en azından onların işleri güçleri varmış ama; yine de karıncalar bu duruma fena bozulur, ne yapsak ne yapsak diye düşünürmüş.

Ve bir gün atom karıncalardan biri ortaya çıkmış. "Atom Karıncaaaaa" şeklinde höykürerek, bütün köylüyü sabahın köründe uyandırmış. Sonra büyük bir konuşmaya hazırlanmış. Ve başlamış konuşmaya. Demiş ki, dün dündür bugün bugündür, artık insanlarla dost olalım. Bırakalım diplomasiyi demiş. Etraftaki karıncalar henüz uyanamadıkları halde, oracıkta alkışlamışlar. Atom karınca şapkasını çıkarmış, sonra da sus işareti yapmış. Çünkü beyaz karıncaların duymasını istemiyormuş. İnsanların sadece kendilerine yetecek kadar merhameti varmış, çünkü.

Derken, toplanan bu kalabalıktan tesadüfen geçen bir beyaz karınca hemen olanları anlamış. Ve koşup, durumu köyün kahvesinde anlatmış. Karıncalar köyün kahvesinde öyle boş oturmazlarmış, yapacak işleri yoksa bile kitap filan okurlarmış. Ama olanları duyunca, hemen kitapları bırakmışlar ve işinde güçünde olan karıncalara da haber vermişler. Ve işte konuşmuşlar, aralarından gönüllü bir karınca seçmişler. Hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz, beyaz karıncalardan biri yola koyulmuş.

Masal bu ya, bu beyaz karınca ile atom karınca birbirleriyle karşılaşmışlar. Ama ikisi de zeki ve çevik oldukları için, birbirine bir şey belli etmemişler. Yol boyunca, çiçeklerden, böceklerden ağaç dallarından değil de; memleketin halinden, cari açıktan, enflasyondan bahsetmişler. Derken böyle saatler geçmiş. İnsanların evine gittikçe yaklaşmışlar. Haliyle ikisi de durumu anlamış ve hemen yarışa başlamışlar. Ve yarışı beyaz karınca kazanmış. Çünkü hem atom karıncanın kafasındaki kasket ağırlık yapmış, hem de beyaz karınca bioyakıt üretmiş. (Beyazkarıncalar, organik atıkları, ethanol üretiminde kullanılmak üzere şekere dönüştürebilen bakterileri yanlarında bulundururlarmış.)

Ama masal mutlu sonla bitmemiş çünkü, insanlar yardım teklifini kabul etmemiş. Üstelik bioyakıt ürettikleri anlaşılınca onlardan yararlanmak için esir alınmış. Köylerinin yerini tarif etmek zorunda bırakılmış. İnsanlar çok mutlu olmuş. Masal da burada bitmiş. Ya da masalcı böyle istemiş.

İnternet bekçisi meraklı tavşan


Bir varmış, bir yokmuş. İnternet sitelerinde gezen tozan, sörf filan yapan çokmuş. Çocuklar akşam olunca okuldan eve gelir, havuçlarını yer ve hemen bilgisayarın başına çökermiş. Saatlerce ama saatlerce monitörle birlikte yaşarmış, eğlendiğini sanırmış. Meraklı Tavşan bu durumu görür, üzülür de üzülürmüş.

Bir gün, Meraklı Tavşanın küçük oğlunun gözleri ve -özellikle- zihni bozulmuş. Sonra bütün kasabayı toplamış ve bu işin böyle devam edemeyeceğini, tüm tavşan camiasına duyurmuş. Sıkıyönetim ilan etmemiş, acımış; onun yerine denetleme kararı vermiş. Bundan böyle, her akşam çocuklu evleri tek tek denetleneceğini duyurmuş. Anne ve baba tavşanlar bu duruma sevinmiş ve bu çalışmalara katılmak için hemen, birer adım ileri zıplamışlar. Oracıkta interneti denetleme kurumu (tidük) kurulmuş.

Artık bekçi olan meraklı tavşan, ağzındaki düdüğü ile internette gezilen sitelerin uygunluğuna düt veya düt düt şeklinde cevap veriyormuş. Hal böyle olunca, bekçi tavşanın çıkardığı gürültülere benzer ses, her evden çıkıyor; gürültü kirliliği hat safalara ulaşıyormuş.

Kasabanın bilgin tavşanları toplanmışlar ve bunun böyle devam edemeyeceğine karar vermişler. Sonra aralarından biri, bu konuda bir araştırma yapmış ve şu bilgilere ulaşmış. Bunu diğerleri de görünce, yaşasın demişler, kurtulduk; artık düdük sesi duymayacağız. Hemen meraklı tavşanın bekçilik görevi, elinden alınmış. Herkes, gönül rahatlığı içinde internette gezinmeye devam etmişler. Gökten üç havuç düşmüş, birisini gökteki aydede yakalamış yemiş, birisini meraklı bekçi tavşan yemiş, öteki havuçta çocuklar arasında paylaşılmış.
bu yazıyı yumiyumla!